Köpeğimden bahsetmek istiyorum birazcık. Çünkü o dünyada ki en masum şeylerden biri.
Annem hemen hemen her Türk annesi gibi evde köpek olmaz diyenlerdendi. Kesinlikle karşıydı evde köpek olmasına. Yok tüy döker, yok eve pisler, orayı burayı kemirir, bir sürü masrafı var onun tarzı şeyler söylerdi ne zaman konusunu açsam. Sonra bir mucize oldu. Eski bir aile dostumuzla konuşuyorduk. Onların olduğu ile her sene piknik yapmaya gideriz. Eski arkadaşlarımızı görmek için. Her neyse babam telefonda konuşurken konu köpeklere geldi. Aile dostumuz '' Bizim Minik yavruladı. Birini size vereyim.'' diye söyleyince anneme yavru köpek bakışlarımı atarak ''Lütfen anne.'' diye yalvarmaya başlamıştım bile. Babam da ayıp olmasın diye tamam deyince bir süre daha konuşup telefonu kapattılar. Ama annemin haberi yoktu ki babam köpeği gerçekten istemiş.
Aradan geçen bir ay sonunda biz Bursa'ya gittik. İlk olarak o aile dostumuzun evine gittik. Balkondan küçük beyaz bir tüy yumağı bize bakıyordu. O kadar sevimliydi ki... Kendi kadar çıkan sesiyle bize havladı. Eve girdiğimizde her odadan birer tane olmak üzere dört tane pekinez cinsi dünyanın en tatlı şeyleri üstümüze atladı.
Şeker ürkek ve yabancılara yaklaşmayan bir köpek olduğu için bizden uzunca bir süre geride durdu. Ne zaman sevmeye çalışsam hemen kaçıyordu. Aradan geçen bir kaç saat sonra alışmış olacak ki bize artık üstüme atlıyor benimle oyunlar oynuyordu.
Bir kaç gün sonra İstanbul'a dönmek için yola çıkmak üzere hazırlanıyorduk. Şeker'in bulunduğu eve gittik. Babam aşağıda bizi arabada bekliyordu. Annem, ablam ve teyzem yukarı çıktık şekeri almak için. Yine ilk geldiğimizde olduğu gibi bütün köpekler üstümüze atladı. Biraz oturduk sahibi Şeker'le vedalaşsın diye. O sırada Şeker ve kardeşi Tarçın kavga ediyorlardı. Tarçın Şeker'e havlayınca anneleri Minik aralarına girdi ve Tarçın'ın kulağını ağzına aldı ve çeke çeke onu başka odaya götürdü.
Hani onlara hayvan diyoruz ya bizden hiç bir farkları yok onların. Tek farkları dertlerini konuşarak anlatamamaları. Bizim gibi düşünüp, bizim gibi tepkiler veriyorlar. Korkuyorlar, seviniyorlar, üzülüyorlar...
Şeker'i aldık ve vapura doğru yola çıktık. Şeker beş ay boyunca hiç yalnız kalmadığı için onu tek bırakmak istemiyordum ama kurallar gereği kafesinde beklemesi gerekiyordu. O yüzden kafesine koydum onu. Bir saat yirmi dakika boyunca onu düşünmekten kitap okuyamadım. Vapur durunca da görevliyle kavga ettim. Neymiş efendim arabaların hepsi inmeden veremezmiş. İlk inecek araba da bizimkisiydi.
''Köpeğimi almadan buradan hiç bir araba inemez. İlk inecek araba benim arabam!'' dedim ve Şeker'i alana kadar da hiçbir araba inemedi oradan. :D
Şeker'i eve getirdik. O kadar şaşkındı ki! Peşimden ayrılmadı ufaklık. Ben nereye o oraya. İlk gecesinde su içeceğim diye balkona çıkıp kendini nasıl başardıysa oraya kapatmış. Ablam ağlamasına uyanmış da yanına almış. Daha sonra odama gelip yanıma yatmak için ağlayarak uyandırdı beni. Bende kucağıma aldım onu. Daha sonra alışmasın yanımda yatmaya diye. Sabaha kadar beraber oturduk öylece küçük meleğimle.
İlk başta Şeker'i istemeyen annem şimdi o kadar çok seviyor ki Şeker'i. Artık ailemizin bir parçası o. Ortalarda göremeyince artıyoruz nereye gitti diye. Ya da hastalandığında hepimiz çok üzülüyoruz. Biz hasta olduğumuzda yanımızdan ayrılmıyor. Başımızda bekliyor bizi. O kadar masum ki. Evdeki bütün negatif enerjiyi çekiyor. Kısacası Şeker'i almak en iyi kararlarımızdan biriydi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder