13 Aralık 2014 Cumartesi

Giresun

Fark ettim ki uzun zamandır buraya uğramıyorum. Malum yeni üniversite, yeni şehir, yeni arkadaşlık, belki de yeni bir aşk derken zaman nasıl geçmiş farkına bile varmadım.

Öncelikle size okulumdan bahsedeyim. Öyle kampüs havası falan yok. Kampüs başka bir ilçe de. Benim okuduğum hazırlık binası önceden mobilya mağazası olarak kullanılıyormuş. Sonradan okul olmuş ama bize dershane gibi geliyor. Sınıflarımız çok küçük ama bu samimi bir ortam yaratıyor. Hemde merkezde çarşının içinde olunca okulumuz her şey elimizin altında. Demeyin keyfimize...

Arkadaşlarımla o kadar iyi anlaşıyoruz ki anlatamam. Hani sanki hepimizi seçip bir araya koymuşlar. Aman tahtalara vurun. Kafalarımız çok güzel uyuşuyor. Bir şey yapmasak bile saatlerce kantinde oturup sıkılmadan vakit geçirebiliyoruz. Ben hepsini tanıdığım için çok mutluyum. Şuan İstanbuldayım ama arkadaşlarımı çok özledim ya resmen tatilim bitsin diye gün sayar oldum.

Şuan hazırlık sınıfındayım. Daha önce hazırlık okuyanlar derdi ki çok zor her şey İngilizce bir şey anlamıyoruz. Gözümü korkuttular benim ama geldim gördüm yaşadım. Dedim ki bunun nesi zor arkadaş nesini anlamıyorsun? Bana göre aşırı kolay. Çevirmen olacak birine bence de kolay gelmeli ama bu kadar da kolay olmamalı. Büyük konuşmayayım ama bu kadar kolaysa gözüm kapalı geçerim ben hazırlığı.

Gelelim Giresun'a. İlk başta hiç istemediğim bir şehirdi Giresun benim. Tanıdıklarım var dedim, küçük şehir dedim istemedim. Ama şimdi resmen aşı oldum yeşille, mavinin birleştiği bu şehre! Tamam belki yapacak sınırlı şeyleri var ama eğlenmesini bilene çok güzel. Tam öğrenci şehri bence özellikle merkezi.

Bir caddemiz var meşhur Gazi Caddesi. Giresun'un İstiklal'i. Aşağı yukarı bir sürü mağaza var. İllaki beğendiğin bir şey oluyor. İstanbul'da alıştığım mağazalar olmada bile çok uyguna çok güzel kıyafetler bulabiliyorum ben.

Öte yandan insanları biraz kaba. Esnafıyla hiç pazarlık yapılmıyor zaten. Yol vermezler, yer vermezler.

Cafelerinin manzaraları harika. Ya deniz manzaralı ya da Giresun manzaralı. Özellikle Kalede ki cafeler. Bütün Giresun ayağının altında, Bir tarafta yemyeşil dağları, yaylaları bir tarafta masmavi Karadeniz.

Eğer yolunuz düşer de Giresun'a giderseniz mutlaka Kale'de bir çay için.

Gedik Kaya'ya gidin ve Giresun'un güzelliğini kendi gözlerinizle görün.



17 Temmuz 2014 Perşembe

Dramione



Şu sıralar eskisi gibi Dramione (Draco Malfoy, Hermione Granger) hikayelerine takmış bulunuyorum. Zamanında site site dolaşır bir yerlerden bulup mutlaka okumadan geçmezdim. Hatta öyle bir gaza gelmiştim ki bende yazmaya başlamıştım.

Youtube'a tekrar izle de Dramione videosu bulduğuma tekrar izledim ve o beni etkisi altına alan büyü geri geldi. Zaten Harry Potter seven biri olarak Dramione benim için Harry Potter serisinin Romeo ve Juliet'i gibi.  Çünkü yasak elma her zaman çekicidir değil mi?

Her neyse sonra bir baktım eskisi gibi Dramione bulup okumaya başladım. Videolarını izlemeye, eski Dramione sevdamı devam ettirmeye başladım. Yarım kalmış Dramione hikayeme ilgi de gelince yeni bölümleri yazmak o kadar da zor olmadı.

Gerçi benim Dramione sevdam Tom Felton'dan kaynaklanıyor sanırım. Onun dışında başka kimseyi Draco Malfoy olarak düşünemiyorum. Kötü adam rollerini bu kadar güzel yapmamalı ya. Birde olaya Draco açısından bakarsak o seçme şansı olmayan çocuktu.

Babası ne derse yapmalıydı. Bulanıkları aşağılamalı, kendinden düşük seviyedeki insanları ezmeli ve sadece ailesiyle aynı ideolojiye sahip ailelerin çocuklarıyla arkadaşlık yapmalıydı. Draco'nun kötü olmasına şaşmamalı. Ama Draco Malfoy gerçekte nasıl biriydi?

Bunlar beni Dramione okumaya itmişti. Eğer fırsat bulunursanız sizde okumalı ve Harry Potter büyüsü altına tekrar girmelisiniz.

3 Temmuz 2014 Perşembe

Kitap Takası

Bu aralar yeni hobim kitap takası yapmak. Böyle artık okumadığım ya da beklediğim etkiyi vermeyen kitapları takasa koyuyorum ve istediğim kitaplarla değiştiriyorum. Hem daha ekonomik oluyor hem de kısa süre içinde geliyor kitaplarım.

Şuana kadar üç takas yaptım ve üçünden de memnun kaldım. Üstelik yeni insanlarla tanıştım. Kitapların hepsi orijinal ve iyi durumda olması da artısı.

Kitap evlerinde arayıp da bulamadığım kitapların çoğunu buldum vallahi. En kısa zamanda yeni takaslar yapmayı planlıyorum. Sizinde varsa böyle kitaplarınız WWW.ukitap.com'a üye olarak takas yapabilirsiniz.

19 Haziran 2014 Perşembe

Baby Lips

Baby Lips dudak balmını Türkiye'ye getiren Watsons Kozmetik kesinlikle cennetlik. Tumblr, We Heart İt gibi sitelerde görüp de uzaktan uzaktan bakma devri bitti artık. Watsons bu güzel balmları ayağımıza getirdi.



Zamanında her çeşit, her marka dudak balmını denemiş biri olarak Baby Lips'i kesinlikle tavsiye ederim. Diğer balmlarda aldığım o rahatsız edici tadı almamam Baby Lips hanesine artı puan veriyor.  Diğer balmların aksine fazla yağlı da değil.

Lise yıllarında hemen hemen her okulda olduğu gibi bizim okulumuzda da makyaj yapmak yasaktı. Kış aylarında özellikle ''Hocam dudağım çatlıyor yiaa, balm sürmezsem dudağım kanıyor hocam'' taktiğiyle renkli balmları sürerdik bizde. Rujdan farkı kalmazdı.

Ah keşke o zamanlar tanışsaymışım Baby Lips ile. Hem renkleri de o kadar abartı değil doğal duruyor. Renksiz balmları ise ambalajlarından dolayı beni kendine çekti. Mentollü olmaları da cabası. Ah birde fiyatları da çok uygun üstelik.

Haydi kızlar hemen en yakın Watsons mağazasına gidip bir Baby Lips alın ve deneyin. ;)


18 Haziran 2014 Çarşamba

Wattpad

Bu siteyi duymayan kalmamıştır sanırım. Her türlü hikayeyi bulabileceğiniz harika bir site.

Çok yaratıcı hikayeler var. Herkesin kendini farklı şekillerde, farklı hayal gücüyle ifade edebileceği bir site. Mobil uygulaması olması da okumayı kolaylaştırıyor. Hikayelere yeni bölüm eklenince bildirim bile geliyor. Eğer yanınızda kitap yoksa mobil uygulamadan rahatlıkla yeni şeyler okuyabileceğiniz bir site.

Eğer girerseniz benim yazdığım Lucifer ve İntikam Meleği'ni okumayı ve yorum bırakmayı unutmayın. :D

Birde Harry Potter Fan Fiction ı olan Çünkü Seni Seviyorum adlı hikayeme de bakabilirsiniz. :D

13 Haziran 2014 Cuma

İnsanlıktan Nasibini Alamamış Mahlukatlar

Bu gün gördüğüm bir resim üzerine aşırı sinirlenmiş bulunmaktayım. Hayvanları alıp sokağa atan, döven, hatta onlara tecavüz eden insan demeye utandığım mahluklara aşırı sinirliyim. Şimdi yaz geldi karneler alındı. Çocuklarına karne hediyesi olarak kedi ve köpek alacak olanlar, yazlıklarına giderken köpek alıp yaz sonunda terk edecekler. Bu gereksizlere cidden çok sinirliyim. Bir anlık hevesle bir hayvan alıp hevesleri geçince bırakıyorlar.

Bir kere o aldığınız hayvanın ailesi oluyorsunuz. Nasıl kendi çocuklarını sokağa atamayacaksa onları da atmamalılar. Onlarda canlı. Seviniyor, üzülüyor, hasta oluyorlar.  Hisleri var. Sizden başka kimsesi olmuyor o zavallıların.

Bunun getirdiği maddi ve manevi yükü kaldırmalılar. İyice düşünmeliler hayvan alırken. En az 13 yıl onlara bakmalılar. Bir hayvana bir kere sevgi göster, bir kere yemek ver ölene kadar sever, korur seni o. İnsanların yapamadığı bir şey bu.

Demem o ki çevrenizde böyle insanlar varsa lütfen uyarın. Sokakta gördüğün hayvanlar için bir kap su bir kap yemek bırakın. Elinizden geldiğince yardım edin o sessiz canlılara.

Bizzat şahit olduğum bir olayı anlatayım size. Geçen sene tatildeyken sokakta küçük bir köpek vardı. Sokaktan çıkmazdı. Yazlıkçılar yemek veriyordu ona. İçlerinden birine daha çok bağlıydı ama. Sonra o yazlıkçılar giderken o ufaklığı da aldılar. Buradan Almaya'ya gitti o köpek. Kadını o kadar sahiplendi ki gideceğini anlayınca hasta oldu üzüntüden. Kadın da kıyamadı evine götürdü. İşte bu insanlıktır. 

12 Haziran 2014 Perşembe

Maleficent

İzlediğim en iyi filmlerden birisiydi. Gerçi Angelina hangi filmde oynadı da o film vasat çıktı ki?

 Gerek efektler olsun, gerek müzikleri olsun harika bir yapımdı. Özellikle bize başka bir bakış açısından anlatılması çok iyiydi.

 Biz bu zamana kadar masallarla büyüdük. Uyuyan Güzel de onlardan birisiydi. Hepimiz küçükken prensesi lanetleyen o cadıdan nefret ettik. Ama hiç onun açısından düşünmedik. Neden böyle oldu diye? bize empoze edilen davete çağrılmadığı için gücendi fikriydi. Halbuki işin aslı başkaymış dedirtti bu film bize.

Neden böyle oldu diye sorgulamadık yıllarca. İtiraf etmek gerekirse kötü karakterler beni hep çekmiştir. Şimdi de öyle oldu. Filmin büyüsüne kapıldım gitti.  

Angelina'nın oyunculuğu tek kelimeyle kusursuzdu. Bence ondan başka kimse bu rolün hakkını veremezdi. Bence bütün kadro rollerine o kadar uygundu ki beni etkileyen de bu oldu. 

Bir yandan esprili, bir yandan macera dolu olan bir filmdi. İzlemenizi tavsiye ederim. 

10 Haziran 2014 Salı

Favori Dizi Analizi


Gecenin bu saati deli mi dürttü ne bilmiyorum. Uykumda yok buraya saçmalamaya geldim. Evet efenim bu günkü konumuz benim favori dizilerim.

1: American Horror Story:  Her sezonunu ayıla bayıla izlediğim bir dizi. İlk sezonda ilk bölümler biraz tırsmış olabilirim ama olsun. :D Herkes gibi bende Tate diye diye dolandım ortalarda. Tate ve Violet aşkı, Tate'in sapkınlıkları, o söylediği sözler, saçma surat tipleri hangimizin aklını başından almadı ki?

   Sapkınlıkları bile bizi Tate'den soğutmayı başaramadı.  Bakınız adamı yakışı bile karizmatik :D




İkinci sezon en çok sıkıldığım sezondu. Sezonun benim için tek eğlencesi, sezonu Adam Levine gibi bir insanın açması.
Göz banyosu yaptım diyebilirim. Sesine ölünesi varlığın oyunculuğu da iyiymiş. Gerçi kliplerinden pek bir farkı yoktu ya neyse :D

Bu sezonunda unutulmaz sözleri vardı tabii ki.


Üçüncü sezon en çok eğlendiğim hiç bitmesin dediğim bir sezon oldu. Hala etkisinden çıkabilmiş değilim. Hele sezon finali neydi öyle! Bu sefer cadılarımızın hayatları anlatılıyordu. Aralarında yaşanan rekabet, aşk ve yalanlar. Herkesin bir sırrı vardır ve mutlaka arkanızdan iş çevrilir. Yine de diğer sezonlara göre en beğendiğim, en çok eğlendiğim sezondu.


2: Game Of Throne: George Amca'nın yarattığı harika bir dünya Taht Oyunları serisi. Dizi ve kitaplar hemen hemen olaylar aynı hatta birebir olsa da kitabın muhteşemliğini yakalayamıyor dizi. Çoğu sahne hayal ettiğim gibi olmuyor. Bazen daha iyi bazense aşırı vasat oluyor.

Her sene 10. bölümde sezon finali yaptıkları için benden hayli küfür yiyorlar gerçi. O dizi bence sezon finali bile yapmamalı. Soluksuz izlerim.

Favori karakterlerim nedense hep Stark ailesinden. John Snow ve Arya Stark bu ikisi kesinlikle bu ailede en çok sevdiğim karakterler.


3: Pretty Little Liars: Her bölüm mü entrika olur dediğiniz bir dizi. Bir süre sonra artık olay akışını takip edemiyorsunuz. Kim kime yalan söylemiş kim kime ne demiş yetişemiyorsunuz. ama özetleyecek olursak 5 liseli kız. Okulun popüler kızları. Bunları bir araya getiren kızın ortadan kaybolmasıyla olaylar başlıyor. Hayatlarını altüst etmek isteyen gizemli bir kişiden sürekli tehdit mesajları almaları hayatlarını kolaylaştırmıyor tabii ki.

Her dizinin olmazsa olmazı aşk tabii ki var. Yahu kızlar lisede aşık olmazlarsa o dizi izlenmez.


4: Switched at Birth: Hastanede bebekleri karışan iki ailenin hayatını anlatıyor. İki aileninde yaşam tarzları o kadar farklı ki. Doğal olarak çocuklarında yetişme tarzı çok farklı oluyor. Üstelik çocuklardan biri işitme engelli.  

İlk sezonundan beri keyifle izlediğim bir dizi. Yeni bölümünün çıkmasına sadece bir kaç gün kaldı! Sabırsızlanıyorum. 

6 Haziran 2014 Cuma

Türkiye'nin Erkek Grubu: ALOO



Başlıkta da dediğim gibi bu yazımda Türkiye'nin yeni ( belki de ilk) erkek grubu Aloo hakkında yazacağım.

Şans şarkılarıyla çıkış yapmış 4 yakışıklı dan oluşan bir erkek grubudur Aloo. Haklarında yapılan eleştirilerin çoğu olumsuz ve bunu beni çok üzdü. Sonuçta Türkiye'de böyle gruplar yoktu ve çıkmasının zamanı gelmiş ve geçiyordu bile. Bunu yabancı ülkelerden birileri yapsa çoğu kişi alır başına taç yapar gurubu. Gelelim yapılan eleştirilere.

1: Justin Bieber ve One Direction özentisi: Yahu yapmayın etmeyin. Onlar dünyaca ünlü şarkıcılar. Onlara özenmeleri doğal olabilir.  Onların izinden gidiyorlar belki.

2: K-Pop özentileri: K-pop dünyanın her yerinde dinlenen müzik gruplarını barındırıyorlar ve adamlar/ kızlar gerçekten başarılı lakin Aloo grubu onların aldığı 5-6 senelik eğitimi almadı bence. K-pop sanatçılarının staj dönemlerini benim gibi K-pop severler bilir. Şirketler gece gündüz demeden eğitiyor sanatçıları. Dans olsun, ses olsun, dil olsun.

3: Şarkı benzerliği: Bu da bana ayrı bir saçma geliyor zaten. Tamam bende benzettim iki K-pop şarkısına. Beast- Beautiful Night ve Bigbang- Fantastic Baby'e benzerliği var ama şu yandan düşünün müzik piyasasında hemen hemen her şarkının alt yapısı dikkatli dinlenince aynıdır. Benzemeleri gayet doğal. Zaman
verin biraz. Yeni çıktı gençler.

4: Dans: Dans işinde senkron değiller ama zamanla düzeltilmeyecek bir şey değil. Zamanla her şey gayet iyi olur bunu sizde biliyorsunuz.

Gelelim benim görüşlerime: Bence zamanla daha iyi olacaklar. Şahsen ben bu işe kalktıkları için onlarla gurur duyuyorum çünkü alacakları olumsuz eleştirilere rağmen bu işe kalkıştılar. Justin Bieber ve One Direction gibi sanatçılara ''top, gay'' yakıştırmalarını yapan insanların onlara neler diyeceklerini az çok tahmin ediyorum. Onlar için zor olacak gibi.

Öte yandan azcık kendi ülkenize sahip çıkın ve çocukların arkasında durun. Türkiye'nin sanatçılarını zaten küçümseyen insanlar varken birde siz yapmayın yahu.

Bence zamanla iyi bir grup olacaklar. Umarım bu işi başarabilirler ve bize iyi olduklarını gösterirler. Yolları açık olsun :)

8 Nisan 2014 Salı

Piç Fantazi Kitap Yorumu

Bir aşk romanı arıyorsanız kesinlikle bu kitabı almayın ama ben değişik bir şeyler okumak istiyorum diyorsanız işte bu kitap tam sizlik!


Öncelikle kitap bir kaç farklı bakış açısıyla anlatılıyor biraz kafanız karışabilir. Bazen düşündürüyor, bazende güldürüyor. Şahsen ben okurken çok eğlendim.

Genç bir çocuk. Whim. Şans Tanrısının oğlu. Kızılderili kabilesinin son umudu. Bir Kızılderili iken insan olmaya zorlanıyor. İnsanların arasında yabancılık çekerken kendine iyi arkadaşlar bularak dünyaya geliş amacını gerçekleştirmeye çalışıyor.

Ve Dawn. Dünya üzerindeki en güzel kızlardan birisi.

Whim arayışının içinde farklı bir şey daha keşfediyor... Aşkı ve seksi.

Gülümseyeceğiniz, düşüneceğiniz, kızacağınız, aşık olacağınız ve şaşıracağınız bir kitap.Zar Adam ve Zar Adamın Peşinde kitaplarıyla ün yapmış Luke Rhinehart'ın kaleminden harika bir kitap daha. PİÇ FANTAZİ.


7 Nisan 2014 Pazartesi

Providence Üçlemesi!!

Providence serisinin son kitabı CENNET karşımıza geliyor. 18 Nisanda çıkacağı belirtildi. Benim gibi merakla bekleyen kaç kişi var?


3 Nisan 2014 Perşembe

Esmer Şirin'in Köpeği Şeker

Köpeğimden bahsetmek istiyorum birazcık. Çünkü o dünyada ki en masum şeylerden biri.



Annem hemen hemen her Türk annesi gibi evde köpek olmaz diyenlerdendi. Kesinlikle karşıydı evde köpek olmasına. Yok tüy döker, yok eve pisler, orayı burayı kemirir, bir sürü masrafı var onun tarzı şeyler söylerdi ne zaman konusunu açsam. Sonra bir mucize oldu. Eski bir aile dostumuzla konuşuyorduk. Onların olduğu ile her sene piknik yapmaya gideriz. Eski arkadaşlarımızı görmek için. Her neyse babam telefonda konuşurken konu köpeklere geldi. Aile dostumuz '' Bizim Minik yavruladı. Birini size vereyim.'' diye söyleyince anneme yavru köpek bakışlarımı atarak ''Lütfen anne.'' diye yalvarmaya başlamıştım bile. Babam da ayıp olmasın diye tamam deyince bir süre daha konuşup telefonu kapattılar. Ama annemin haberi yoktu ki babam köpeği gerçekten istemiş.

Aradan geçen bir ay sonunda biz Bursa'ya gittik. İlk olarak o aile dostumuzun evine gittik. Balkondan küçük beyaz bir tüy yumağı bize bakıyordu. O kadar sevimliydi ki... Kendi kadar çıkan sesiyle bize havladı. Eve girdiğimizde her odadan birer tane olmak üzere dört tane pekinez cinsi dünyanın en tatlı şeyleri üstümüze atladı.

Şeker ürkek ve yabancılara yaklaşmayan bir köpek olduğu için bizden uzunca bir süre geride durdu. Ne zaman sevmeye çalışsam hemen kaçıyordu. Aradan geçen bir kaç saat sonra alışmış olacak ki bize artık üstüme atlıyor benimle oyunlar oynuyordu.

Bir kaç gün sonra İstanbul'a dönmek için yola çıkmak üzere hazırlanıyorduk. Şeker'in bulunduğu eve gittik. Babam aşağıda bizi arabada bekliyordu. Annem, ablam ve teyzem yukarı çıktık şekeri almak için.  Yine ilk geldiğimizde olduğu gibi bütün köpekler üstümüze atladı. Biraz oturduk sahibi Şeker'le vedalaşsın diye. O sırada Şeker ve kardeşi Tarçın kavga ediyorlardı. Tarçın Şeker'e havlayınca anneleri Minik aralarına girdi ve Tarçın'ın kulağını ağzına aldı ve çeke çeke onu başka odaya götürdü.

Hani onlara hayvan diyoruz ya bizden hiç bir farkları yok onların. Tek farkları dertlerini konuşarak anlatamamaları. Bizim gibi düşünüp, bizim gibi tepkiler veriyorlar. Korkuyorlar, seviniyorlar, üzülüyorlar...

Şeker'i aldık ve vapura doğru yola çıktık. Şeker beş ay boyunca hiç yalnız kalmadığı için onu tek bırakmak istemiyordum ama kurallar gereği kafesinde beklemesi gerekiyordu. O yüzden kafesine koydum onu. Bir saat yirmi dakika boyunca onu düşünmekten kitap okuyamadım. Vapur durunca da görevliyle kavga ettim. Neymiş efendim arabaların hepsi inmeden veremezmiş. İlk inecek araba da bizimkisiydi.
''Köpeğimi almadan buradan hiç bir araba inemez. İlk inecek araba benim arabam!'' dedim ve Şeker'i alana kadar da hiçbir araba inemedi oradan. :D

Şeker'i eve getirdik. O kadar şaşkındı ki! Peşimden ayrılmadı ufaklık. Ben nereye o oraya. İlk gecesinde su içeceğim diye balkona çıkıp kendini nasıl başardıysa oraya kapatmış. Ablam ağlamasına uyanmış da yanına almış. Daha sonra odama gelip yanıma yatmak için ağlayarak uyandırdı beni. Bende kucağıma aldım onu. Daha sonra alışmasın yanımda yatmaya diye. Sabaha kadar beraber oturduk öylece küçük meleğimle.

İlk başta Şeker'i istemeyen annem şimdi o kadar çok seviyor ki Şeker'i. Artık ailemizin bir parçası o. Ortalarda göremeyince artıyoruz nereye gitti diye. Ya da hastalandığında hepimiz çok üzülüyoruz. Biz hasta olduğumuzda yanımızdan ayrılmıyor. Başımızda bekliyor bizi. O kadar masum ki. Evdeki bütün negatif enerjiyi çekiyor. Kısacası Şeker'i almak en iyi kararlarımızdan biriydi.

31 Mart 2014 Pazartesi

Merhabalar...

İlk blog yazımdan sonra yazmaya fırsat bulamadım. Ama artık düzenli olarak yazmayı planlıyorum. Umarım :D Her neyse bunu bildirmek istedim. En yakın zamanda ilk kitap yorumumu yapacağım. Elimdeki kitabı bitirmeyi bekliyorum.